TPL_x_LANG_MOBILE_MENU
Login

2015 Yılı Çalışmaları

e-Posta Yazdır PDF

2015 Yılı Çalışmaları PDF

Bilal SÖĞÜT [1]

 

Muğla İli Yatağan İlçesi Eskihisar Mahallesi’nde, Yatağan-Milas karayolunun 7. kilometresinde yer alan Stratonikeia antik kentinde, 2015 yılı çalışmaları kapsamında kazı, konservasyon, restorasyon ve çizim faaliyetlerinin yanı sıra farklı dönemlere tarihlenen yapıların temizliği ve çevre düzenlemesi gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışmalar farklı üniversitelerden öğretim elemanı, uzman ve öğrencilerin yanı sıra işçilerden oluşan bir ekip ile sürdürülmüştür[2]. Bu yılki çalışmalar, ağırlıklı olarak Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü (DÖSİMM) ve Pamukkale Üniversitesi[3] tarafından maddi olarak desteklenmiştir. Muğla Valiliği tarafından sağlanan ödenek desteği ile başlayan Hasan Sar Evi’nin restorasyonu tamamlanmıştır. Beylikler Dönemi Selçuk Hamamı’nın Rölöve, Restitüsyon ve Restorayon Projelerinin hazırlanması ve Uygulanmasına yönelik hazırlanan proje başvurusu Günay Ege Kalkınma Ajansı (GEKA) Tarafından kabul edilmiş ve çalışmalara başlanmıştır. Şaban Ağa Cami’nin restorasyonunu ile ilgili olarak Muğla Valiliği tarafından çalışmalara başlanmış ve restorasyon projesinin revizyonu hazırlanmıştır. Çizim ve yaklaşık maliyet hesabı çıkarıldıktan sonra restorasyona başlanması hedeflenmektedir. Bılla Evi’nin restorasyonu ile ilgili olarak Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne başvuru yapılmıştır. Destek ve katkılarından dolayı tüm kurum, kuruluş ve kişilere teşekkür ederim[4].

2015 yılında Batı Cadde, Gymnasion Propylon, Latrina, Roma Hamamı-1 ve Tiyatroda yapılan kazı ve alan düzenlemelerinin yanı sıra Roma Hamamı-1, Latrina ve Batı Cadde Kilisesi duvarları ile Kuzey Cadde portik mozaiklerinde koruma ve onarım çalışmaları yapılmıştır. Geç Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi yapılarının restorasyonu ve belgelenmesine yönelik olarak rölöve ve restitüsyon çizimlerine devam edilmiştir. Alandaki bu faaliyetlerin haricinde, kent içinde ve Müzelerde Stratonikeia buluntusu eserler ile ilgili katalog çalışmaları gerçekleştirilmiştir[5]. Ayrıca fırsat oldukça Muğla Müzesi’nde bulunan Stratonikeia eserlerinin müzedeki yerinde temizlik ve konservasyonu konusunda Müze Müdürlüğü ile ortak çalışmalar yürütülmüştür.

Burada, 2015 yılında Stratonikeia’da yapılan çalışmaların tamamını ele alma imkanı olamadığından, sadece belirli alanlardaki kazılar ve alan araştırmalarının sonuçları hakkında genel değerlendirmelere yer verilecektir. Bu araştırma sonuçlarından birisi, tarihsel süreç içinde Stratonikeia’daki kentsel doku ve buna bağlı oluşan merkezi yerleşim alanlarının tespitidir. Yapılan bu tespitler ile ilgili elde edilen sonuçlar ve bunların genel değerlendirmeleri aşağıda verilmektedir.

1- Tunç Çağı Yerleşimi

Stratonikeia’da yapılan çalışmalarda ele geçen en erken buluntulardan birisi kentin batısında tespit edilen M.Ö. 3. bine tarihlenen Kyklad tipi mezardır. Y. Boysal bir antikacının elinde, kökeni Stratonikeia olan 8-10 adet kadar Erken Tunç Çağı’na ait kabın varlığından söz etmiştir[6]. Bunların dışında Stratonikeia Bouleuterionu kuzey antası iç kısmına Grekçe olarak yazılan ve yazıtına göre Menippos’un yaptığı anlaşılan takvimde, bir yılın aylarının adı ve gün sayıları haricinde[7], bu takvimin en altında, 1505 yılının yazılı olması önemli bir bilgidir[8]. Buradan kentin tarihi ile ilgili olarak M.Ö. 2. Bin ortalarında başlangıç sayılan önemli bir olayın olduğu ve bunun sonraki dönemlerde de kabul edildiği anlaşılmaktadır. Kent için çok önemli olduğu anlaşılan bu tarih başlangıcı, burada Geç Tunç Çağı’na ait yaşam izlerinin varlığını destekleyen önemli kayıtlardan birisidir[9]. III. Hattuşili (M.Ö. 1267-1237) ve IV. Tuthaliya (M.Ö. 1237-1209) dönemlerinden Tawagalawa ve Milawata mektuplarında geçen isimlere bağlı olarak, araştırmacılar tarafından Karia Bölgesi’nin iç kesimlerinde bulunan ve iyi bilinen bazı kentlerin, erken dönemdeki adları ile ilgili öneriler arasında adı geçen Atriya’nın, Idrias (ya da Stratonikeia) olabileceği düşünülmektedir[10]. Yukarıdaki buluntu ve kayıtların bir devamı olan başka tespitler de vardır. Bunlardan birisi 1967 veya 1968 yılında Müze Deposu memurlarından merhum Mehmet Karabulut tarafından tiyatronun önünde, Orhan Eskişar’ın tarlasında bulunulmuş olan ve bir mezara ait olduğu düşünülen eserlerdir[11]. Bunların yanı sıra, Y. Boysal’ın burada Hellenistik Dönem öncesine ait evlerin bulunduğunu düşünmesi de dikkate alındığında[12], büyük bir ihtimalle aynı alanda yapılacak kazılarda bu buluntuları destekleyecek mimarinin de ele geçmesi olağan bir durumdur.

Kentte yapılan önceki araştırmalar ve tespitlere göre M.Ö. 3-2. Bine tarihlenen buluntu ve tarihi bilgiler olduğuna göre mutlaka yerleşim de olmalıydı. Çünkü burada yaşamamış insanlara ait buluntu ve mezarların ele geçmesi mümkün değildir. Şimdilik bu yerleşim ile ilgili, belirgin bir mimari kalıntıya rastlamamıştır. Yoğun toprak erozyonunun olduğu bu kentte gelecekte yapılacak çalışmalarda yaşam alanlarına ait kalıntıların da bulunacağı kesindir.

 

2- M.Ö. 1. Bin Yerleşimi

Kentin Klasik Dönem öncesi erken yerleşime ait kalıntılarını[13]; Kadıkulesi Tepesi’ndeki sur duvarı (Res. 1), buradaki tamiratlar ve aşağı kentte yeni inşa edilen sur duvarı ile tepenin kuzey eteğinde yer alan kutsal alanın teras duvarları  oluşturmaktadır (Res. 2). Kadıkulesi Tepesi üzerindeki sur duvarları, kule ve kapıları ile birlikte takip edilebilmektedir. Yüksek duvarların dışında, ölçü ve plan olarak farklılıkları bulunan kapılar, Klasik Dönem öncesinde buraya verilen önemin oldukça fazla olduğunu göstermektedir[14]. Ayrıca yüzeyde görülen kalıntılara göre yapılan bu tespitler, bir dönem için bu kentte savunma sistemi ve kentleşmenin ulaştığı ileri seviyeyi de ortaya koymaktadır. Yapılan kazılar ve temizlik çalışmaları sonrasında aşağı kentin batı, kuzey ve doğu sur duvarlarında bu teknikteki örgüler sağlam olarak bulunmuştur. Hatta kentin batısında geniş bir temel üzerinde inşa edilen sur duvarının iç cephesi net bir şekilde ortaya çıkarılmıştır. Bazı yerlerdeki tahribatlar nedeniyle tam görülemese de bu duvarların aynı şekilde kentin büyük bir kısmının etrafını çevirdiği anlaşılmaktadır. Böylelikle bu duvarın yapıldığı zamanın, Stratonikeia’da ciddi bir imarın yaşandığı dönem olduğu açıktır. Bu imar döneminde, yeniden düzenlenen kentlerde olduğu gibi yerleşimin bütün olarak planlaması da yapılmış olmalıdır. Kentin tamamında kazı yapılmamış olmakla birlikte, şimdilik ilk planlamanın M.Ö. 4. yy’da gerçekleştiğini ve burasının ızgara planlı bir kent olarak düzenlenmiş olduğunu söylemek mümkündür. Buna bağlı olarak yerleşim merkezindeki ana caddeler de aynı tarihlerde belirlenmiş olmalıdır. Hellenistik ve Roma İmparatorluk dönemlerinde aynı şekilde kullanılarak günümüze ulaşan kuzey-güney ve batı-doğu caddeleri bunlardan sadece ikisidir. Bunlar bize sur duvarı olan erken yerleşimin Kadı Kulesi Tepesi ve kuzey yamacında, sonraki yerleşimin ise öncekinin devamı olarak savunma sistemi ile genişletilen kuzeydeki düzlük alanı kapladığını göstermektedir (Çiz. 1).

Stratonikeia antik kentinin sur duvarlarına bağlı olarak sınırları bilindiğinden, büyüklüğü kolayca anlaşılabilmektedir. Hellenistik ve Roma İmparatorluk dönemlerine tarihlenen yapılara göre kentin yerleşim dokusu ile ilgili genel değerlendirmelerini yapmak mümkündür. Sadece belirli yerlerde kazılar yapıldığından, kentin planında bilinen yapı sayısı oldukça sınırlıdır. Açığa çıkarılan ve görülebilecek durumda olan Hellenistik ve Roma İmparatorluk dönemlerine ait kalıntılar arasında, tiyatro, gymnasion, bouleuterion, anıtsal çeşmesi ile birlikte şehir kapısı ve devamında sütunlu cadde, hamam, latrina, tapınak ve su yapısı bulunmaktadır.

Kentin tiyatrosu Kadıkulesi Tepesi’nin, kuzeydeki düzlük alan ile birleştiği yerdeki doğal eğime Greko-Romen tipinde inşa edilmiştir. Tiyatronun hemen üst terasında ise kutsal alan bulunmaktadır. Buradaki kutsal alan terasında Klasik Dönem öncesine, tiyatroda ise M.Ö. 4. yy’a kadar inen mimari izlere rastlanılmakla birlikte, M.Ö. 2. yy ve Augustus Dönemi’nde tiyatro ve tapınakta yeniden düzenlemeler yapılmıştır[15]. Kentte yaşanan depremlere bağlı olarak, buradaki imarlar M.S. 2. yy ve Roma İmparatorluk Dönemi boyunca da devam etmiştir.

Kentin adının değiştirilmesi M.Ö. 3. yy’ın ilk yarısı ortalarında yapılmış olmakla birlikte, bu dönemde imar yapıldığına dair her hangi bir anıtsal yapı tespit edilmemiştir. Kentte varlığı bilinen M.Ö. 4. yy’a ait Ionik yapılar haricinde, en erken Hellenistik yapı, M.Ö. 2. yy’ın ikinci çeyreğine tarihlenen 105x267 m ölçülerindeki Gymnasion’dur. M.Ö. 3. yy’da adları değiştirilen çoğu kentte uzun süreli kazılar yapılmamış olmakla birlikte, adlarının değiştirildiği döneme ait anıtsal yapıların inşa edildiğine dair bir veriye rastlanmamıştır[16]. Eğer bu dönemde anıtsal yapılar inşa edilmiş olsaydı, M.Ö. 2. yy’dan beri bilinen Gymnasion gibi günümüze kalıntısı ulaşan anıtsal eserler buradan veya başka kentlerden bilinirdi. Bunlar da bize bu dönemde isim değiştirmenin haricinde, ciddi bir imar faaliyetinin olmadığını düşündürmektedir[17]. Sık sık el değiştirmelerin ve savaşların yaşandığı bir dönemde, çok yapılaşmanın olması da mümkün değildir. Bu nedenle Hellenistik Dönem içinde daha çok yapılaşmalar M.Ö. 2. yy’ın ikinci ve üçüncü çeyreğinde yaşanmıştır[18]. Bu tarihin, kentleşme süreci açısından da en iyi dönem olduğu anlaşılmaktadır.

 

3- Roma İmparatorluk Dönemi ve Sonrası Yerleşim

Kent merkezinde, Hellenistik yapıların dışında, Roma İmparatorluk Dönemi’nde hamamlar, agoralar ve latrina ile cadde ve sokaklardan kalıntılar bilinmektedir. Yapılar ve tespit edilen cadde ve sokak sistemine göre bunların tamamı ızgara plana uygun olarak düzenlenmiştir. Kalıntıların haricinde, kent içinde bulunan mimari elemanlara göre, bilinen yapıların büyük bir çoğunluğu Roma İmparatorluk Dönemi’ne tarihlenmektedir. Genel hatlarıyla Augustus ve M.S. 2. yy imarı dışında, yoğun imar faaliyetlerinin yaşandığı dönem olarak, depremlerin sonrasındaki yapılaşmanın etkili olduğu görülmektedir. Özellikle M.S. 139 tarihli bir yazıta göre deprem sonrasında, Roma İmparatoru Antoninus Pius’un kente yaptığı 25.000 drakhme destek yazıtlardan bilinmektedir[19]. Bu dönemde ayağa kaldırılan yapılar arasında iki giriş arasında çeşme anıtının olduğu kuzey şehir kapısı ve devamındaki sütunlu cadde bulunmaktadır (Res. 3). Benzer tamirat ve yeniden düzenleme, Batı Cadde, Latrina, Roma Hamamı-1  ve tiyatro gibi yapılarda da olmuştur. Kazılmadığı için bilinmemekle birlikte, mutlaka aynı dönemdeki depremden zarar gören başka yapılarda da benzer çalışmalar yürütülmüş olmalıdır. Bunlar bize gerekli olan zamanlarda kentin kendi imkanları ve imparatorluk desteği ile hızlı bir şekilde yapıların yeniden ayağa kaldırdığını göstermektedir. Yeni eklenen ve yeniden düzenlenen yapılar haricinde, Geç Roma Dönemi’nde aynı alanlar kullanılmaya devam etmiştir (Res. 4).

M.S. 3. yy’ın  üçüncü çeyreğinden itibaren, özellikle Pagan inancına ait dini yapıların tamir edilmesi ya da bir deprem sonrasında ayağa kaldırılması ciddi anlamda aksamaya başlamıştır. Özellikle M.S. 4. yy’ın ikinci çeyreğinden itibaren Hıristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesiyle birlikte; dini yapılardaki değişim ve buna bağlı dini, siyasi ve ekonomik merkezler oluşmaya başlamıştır. Bu alanların yeniden düzenlemesinde, her zaman olduğu gibi depremlerin tahribatı etkili olmuştur. Örneğin M.S. 360 yıllarındaki depremin/depremlerin sonrasında kentte tekrar ayağa kaldırmalar gerçekleşmiştir. Bu dönemde aktif olmaya başlayan önemli bir merkez Kuzey Şehir Kapısı ve devamındaki Kuzey Sütunlu Cadde ile kentin kuzeydoğu köşesidir. Kuzey Şehir Kapısı ve bunun güney doğu bölümünün aktif olmasının nedeni, Kuzey Şehir Kapısı iki girişi arasında bulunan çeşmenin bu dönemde halen daha aktif olarak kullanılmakta olmasıdır. Bu dönemlerde Kadıkulesi Tepesi’nin yamaçları ve kentin batısından buraya künklerle suların taşındığı anlaşılmaktadır.

M.S. 4. yy’ın ikinci çeyreğinden sonra yaşanan serbestlik nedeniyle, inanç değişikliğine bağlı olarak bir takım yeni yapılar inşa edilmiş ve bazı yapılar yeniden düzenlenmiştir (Res. 5).  Bu tarihlerden itibaren, inşa edilen yapıların yoğunluğuna bağlı olarak yeni merkezler ön planda olmuş ve bir takım köklü yapısal değişiklikler başlamıştır. Yeni inşa edilmeye başlanan kilise ve şapeller[20] ile bunların çevresinde oluşan kentsel doku bu tür alanların başında gelmiştir (Çiz. 2). Bu sürecin bir devamı olarak M.S. 4. yy sonu ve M.S. 5. yy’da kentte ciddi imar faaliyeti gerçekleşmiştir. Bu dönem, kentleşme ve bir takım yeni yapılar açısından önemli bir süreç olarak dikkati çekmektedir. Klasik Dönem sonrasında, kentteki yerleşim dokusu ile ilgili en önemli değişiklik bu dönemde gerçekleşmiştir. Kuzey Şehir Kapısı ve güney devamındaki alanda, özellikle M.S. 360 yıllarındaki deprem sonrasında inşa edilen yapılar, bu yeni yapılaşma ve atılım sürecinin göstergesidir. Bu dönemde sadece yeni yapılar inşa edilmemiş, dini olmayan halkın kullandığı yapılar, tamir edilerek aynı işlevini sürdürmüştür. M.S. 5. yy’da tamir edildiği düşünülen en önemli yapı Kuzey Şehir Kapısı’nda bulunan çeşmedir[21]. Bu da bize çeşmenin bu dönemde aktif olarak kullanılmakta olduğunu göstermektedir. Hz. İsa ve Mikail kiliseleri ile Kuzey Cadde Batı Portik mozaiklerinin (Res. 6) bu dönemde yapılmış olduğu düşünülmektedir[22]. Bu süreçte başka yerden taşınarak yeniden inşa edilen yapıların yanı sıra önceki döneme ait bazı taşıyıcı ve üst yapı elemanlarının restore edilerek yeniden kullanıldığı da dikkati çekmektedir. Kuzey Cadde başlangıcına eklenen kemer de bu dönemde yapılmıştır[23]. Yazıtlar ve arkeolojik kalıntılar ile kesinleştirilmiş olan bu yapılaşmalar, önemli bir imar atılımının gerçekleştirildiğini göstermektedir. Kazılarda bulunan erken dönem litürjik eserler de bu düşünceleri desteklemektedir[24].

M.S. 4. yy’dan itibaren gerçekleştirilen imar faaliyeti, sadece Kuzey Şehir Kapısı ile sınırlı kalmamış ve aşağı kentin bütününde de yapılmıştır. Erken Doğu Roma Dönemi’ne tarihlenen; Gymnasion, Batı-Doğu caddesinin batısı ve devamında, Bouleuterion’un avlusunda ve tiyatroya giden yolun yakınındaki sondajlarda dini ve sivil yapılara ait kalıntılar bulunmaktadır. Hatta kentin dışında, sur duvarlarının yaklaşık 600 m batısındaki Erikli mevkiinde de Bazilikal Planlı bir kilise ve buna bağlı mekanların varlığı tespit edilmiştir. Bu tür yapılara aşağı kentte kazı yapılan alanların tamamında rastlanmış olması, gelecekte yapılacak kazılarda, aşağı kentin diğer alanlarında da bulunacağını ortaya koymaktadır (Çiz. 2). Aşağı kentteki bu yapı yoğunluğuna rağmen, Kadıkulesi Tepesi yamaçlarındaki yukarı şehirde kazı yapılan alanlarda, kaynaklara bağlı düzenlenen havuzlar haricinde bu döneme tarihlenen yerleşim kalıntısı tespit edilmemiştir. Bu da bize Erken Doğu Roma Dönemi’nde Yukarı Şehirde yerleşimin olmadığını düşündürmektedir.

Bu süreçte Roma İmparatorluk Dönemi’ndeki nüfus ve yapılarda azalma yaşanmış olmakla birlikte, bundan sonraki dönemde de yerleşim devam etmiştir. Yapılaşmalar ve deprem gibi doğal afet sonrasında yeniden ayağa kaldırma, bu dönemdeki en başarılı olunan yönlerden birisini oluşturmaktadır. Kazılarda bulunan mimarileri destekler şekilde, Kuzey Şehir Kapısı’ndaki çalışmalarda bulunan yazıttan, Maximus’un annesinin bıraktığı mal varlığının tamamını kentin imarına harcadığını biliyoruz[25]. Yapılaşmalar esnasında Roma İmparatorluk Dönemi’ne ait başka yerlerdeki taşıyıcı ve üst yapı elemanları toplu ya da tekli olarak belirli alanlara taşınarak, yeni bir düzenleme ile tekrar kullanılmaya devam edilmiştir. Yine aynı şekilde değişik yerlerde, kırık ya da bütün mimari elemanlar olduğu şekilde bu dönemde inşa edilen duvarlarda kullanılmıştır. Bunlar bize bu imar aşamasında önceki döneme ait yapıların mimari elemanlarının toplanarak kullanıldığını göstermektedir[26]. Yeni inşa edilenlerin yanı sıra, aynı alanda yapılan kazılarda ele geçen buluntulara göre, aralarında cam ve seramik üretiminin de olduğu pek çok atölye bu dönemde aktif olarak çalışmış olmalıdır[27].

Erken Doğu Roma Dönemi’ndeki yapılaşmalar M.S. 7. yy’ın ilk çeyreği içlerine kadar devam etmiş ve bundan sonraki süreçte ciddi bir gerileme yaşanmıştır. Bu gerilemenin önemli verilerinden birisi Erikli Kilisesi, diğeri ise Batı Cadde başlangıcındaki kazılarda tespit edilmiştir (Res. 7). Bu süreçteki gerilemenin en önemli sebebi, nüfusun ciddi bir şekilde azalmasına neden olan salgın hastalıklar olmalıdır. Bunu, aynı dönemlerde yaşanan depremler ve Sasani akınlarının da doğrudan etkilediğini söylemek mümkündür. Tüm bunlara bağlı olarak, aynı dönemlerdeki akınlar esnasında ciddi bir direniş gösterecek kişinin bulunmasının çoğu zaman mümkün olmadığı düşünülmektedir[28].

M.S. 10. yy başlarından itibaren M.S. 13. yy ortalarına kadar bu nüfus iyice azalmış ve sonunda, halk daha küçük ve iyi savunması olan kalelerde yaşamaya başlamışlardır. Stratonikeia’da sur duvarı içinde, kuzeybatı köşede kent içinden toplanan mimari elemanlar ile inşa edilen alan, bu amaçla kullanılan iyi tahkim edilmiş küçük kalelerden birisi olmalıdır. Stratonikeia içindekilerin haricinde[29], yakın çevresinde M.S. 11-12. yy’lara tarihlenen çok sayıda toplu mezarlar ile birlikte seramik fırınları ve atölyeler Beybağ mevkiinde tespit edilmiştir[30].

Stratonikeia sur duvarı içinde en az nüfus bu dönemde yaşamıştır. Son zamanlara kadar kentin kuzeybatı bölümünün kullanılmış olmasının en önemli etkenlerinden birisinin burada var olan su ve iyi tahkim edilmiş savunma sistemi olmalıdır.

 

4- Türk Dönemi Yerleşimi

M.S. 11. yy sonlarından itibaren başlayan Anadolu’nun fethi ile birlikte ilk Türk uç beylerinin güneybatı Anadolu Bölgesi’ne kadar geldikleri bilinmektedir[31]. Bundan sonraki dönemde kültürel ve ticari  ilişkiler sürekli artmıştır. Stratonikeia yakınında ele geçen en erken buluntular; Beybağ’dan Gıyaseddin Keyhüsrev I’in ikinci saltanat (1205-1211) Dönemi’ne[32] ve Tepecik’den Gıyaseddin Keyhüsrev III (1266-1284) Dönemi’ne tarihlenen[33] Selçuklu sikkeleridir. Bunlara göre bu bölgedeki Türk Dönemi yerleşimlerinin ise M.S. 13. yy ortalarından itibaren olduğu düşünülmektedir. Menteşeoğlu İbrahim Bey’in ölümünden sonra kardeşler arasındaki hükümranlık mücadelesi esnasında, bu bölge Ahmet Gazi’nin eline geçmiş olmalıdır[34]. Stratonikeia’nın yaklaşık 6 km kuzeyinde Tepecik mevkiinde yapılan kazılarda, Türk Dönemi’ne ait yaklaşık 75 yıl boyunca kullanıldığı düşünülen küçük bir karye veya yayla yerleşimi tespit edilmiş ve bulunan mimari ile ele geçen küçük buluntular M.S. 15-16. yy’lara tarihlendirilmiştir[35]. Burası, yukarıda bahsedilen Selçuklu sikkelerinin ve sivil mimarilerin bulunduğu alanlardır.

Osmanlı Dönemi’nden bilinen kayıtlara göre Stratonikeia bu dönemde Eskihisar adıyla geçmeye başlamış olmalıdır. Eskihisar merkezindeki Türk Dönemi yapılarının en azından M.S. 14. yy’dan itibaren varlığı bilinmektedir[36]. Kent merkezindeki Beylikler Dönemi yerleşiminin merkezi ise kentin batı bölümünde yer aldığından, erken yapılar da bu alanda bulunmalıdır. Çünkü Beylikler Dönemi Hamamı ve Osmanlı Dönemi cami gibi yapılar burada tespit edilmiştir. Hatta günümüze kadar kentleşmenin önemli alanlarından birisi olan merkezi ve büyük köy meydanının burada yaşatılmış olması, burasının Beylikler ve Erken Osmanlı Dönemi’nin devamı olduğunu ortaya koymaktadır (Res. 8). Çünkü buradaki erken yapılar kentin diğer tarafında olmadığı gibi başka yerden taşınmış olduğu ile ilgili bir veriye de rastlanmamıştır. Böylelikle bu yapılar, ilk Türk Dönemi yerleşmenin olduğu batı alanda inşa edilmiştir. Erken yerleşimlerin bu alanda olduğu ile ilgili de her geçen gün yeni verilere ulaşılmaktadır[37].

19. yy ve sonrasına ait ev, çeşme ve boya atölyesi gibi yapıların yollara göre olan konumları, kentsel dokunun Beylikler Dönemi sonrasında Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde aynı şekilde devam ettiğini göstermektedir. Farklı şekillerde düzenlenmiş yol döşemelerinin yanı sıra, çeşme ve kalıntılar ile eski gravürlerden bilinen sivil mimari örneklerine göre, buradaki zengin insan sayısının az olmadığı açıktır. Bunun dışında Eskihisar’ın yerleşimi içinde büyüklük ve fonksiyon olarak farklı meydanların varlığı bilinmektedir[38].

Merkezi köy meydanında bulunan hamam, cami, kahvehane, kasap ve fırın gibi yapıların dışında, yerleşim alanı içinde dağınık şekilde Osmanlı Dönemi yol döşemleri kenarındaki çeşme, yüksek bahçe duvarları ve evler ile dükkanlar döneminin yerleşim dokusunu net bir şekilde göstermektedir (Çiz. 3-4). Bu yapıların bazıları üzerindeki Rumi ve Hicri yazıtlar, bazıları da kazılarda ele geçen buluntular sayesinde kesin bir şekilde  tarihlenebilmektedir. Yazıtlar ve kalıntıların haricinde, burada yapılan kazı ve araştırmalarda bulunan mühürler de buradaki zenginliği doğrular niteliktedir. Osmanlı Dönemi taş merkezi caddelerde yürürken yol kenarında korunmuş olan mimarilerden bu mimari ve kültürel zenginlik kolayca anlaşılabilmektedir (Res. 9). Korunmuş olan anıtsal eserlerin dışında tespit edilen kültürel yapı ve sosyal yaşantı ile ilgili de tespit edilen mimari detaylar yerlerinde korunmuştur. Bu grup içerisinde değerlendirilen Şaban Ağa Cami önündeki Sadaka Taşı (Res. 10), Mehmet Eskişar Evi Önündeki Binek Taşı, sokak köşelerindeki Mola Taşı farklı güzel örneklerden bazılarını oluşturmaktadır.

Adnan Menderes Dönemi’nde 1954 yılında burada pek çok çeşme inşa edilmiştir. Bunun en anıtsal olanı Köy Meydanı’ndaki 15.04.1954 tarihli yapıdır (Res. 12). 1957 yılında yaşanan deprem sonrasında köyün hemen kuzeyine yeni yerleşim alanı oluşturularak insanların buraya taşınması sağlanmıştır[39]. Hatta isteyen bazı vatandaşların başka illere gitmesi konusunda da kolaylık gösterildiği ve birlikte giden aileler için teşviklerin olduğu da bilinmektedir[40].

Daha sonra ikinci yerleşim alanı altındaki kömür kazılması gündeme gelince, yeni yerleşim alanı buradan Stratonikeia antik kentinin yaklaşık 1 km batısındaki 3. yerleşim alanına taşınmıştır. Bu taşınmalar sayesinde, köyün yapılarında yeni tahribat daha az olmuştur. Köylülerin büyük bir çoğunluğu buradadır. Bugün Stratonikeia içindeki Eskihisar halkı yeni yerleşim alanına taşınmış olmasına rağmen, halen daha antik kent içinde tarihi köy evlerinde oturan 4 aile bulunmaktadır.

Sonuç olarak önceki yılların bir devamı olarak bu yıl yapılan çalışmaların değerlendirmeleri sonrasında; Stratonikeia antik kenti ve devamında Eskihisar Köyü’ne ait yerleşim süreci hakkında önemli tespitler yapılmıştır. Yerleşim ile ilgili bulgular genellikle MÖ 1. bin sonrasına aittir. MÖ 1. bin ilk yarısında Kadıkulesi Tepesi’nin kuzey yamaçlarında görülen yerleşim Geç Klasik Dönem’den sonra genişlemiş ve Kadıkulesi Tepesi ile birlikte kuzeyindeki düzlük alana yayılmıştır. Yaklaşık 3600 m uzunluğunda bir surun sınırlandırdığı bu yerleşimin, kentin en geniş halini oluşturmaktadır. Erken Doğu Roma Dönemi’nde yerleşim olarak aşağı kent kullanılmıştır. MS 7. yüzyıl ortalarından itibaren aşağı kentteki yerleşim küçülmüş ve daha çok kentin kuzeydoğu bölümüne toplanmıştır. Buradaki yerleşimin MS 13. yüzyıla kadar devam ettiği düşülmektedir. Beylikler Dönemi ile birlikte yerleşim merkezi kentin doğusunda, şimdiki Merkezi Köy Meydanı’nın bulunduğu alan ve çevresinde olmuştur. Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi’nde aynı merkez esas olmak üzere yerleşim çevresinde yayılmıştır. Kadıkulesi Tepesi kuzey yamaçları sınırlı olmak kaydıyla, düzlük alandaki yerleşimin bulunduğu kısım ve bunun kuzey dış kısmına yerleşim genişlemiştir.Bu günün, antik yerleşimin sur duvarı içinde kalan bölümünde esas olmak üzere aşağı kentte yerleşim, köy meydanları, yollar ve bazı ev örnekleri ile birlikte korunmuştur. Antik dönemlerden günümüze kadarki sürece tarihlenen, farklı dönemlere ait iç içe kalıntılar Osmanlı Dönemi taş döşeli yollarda yürüyerek gezilebilmekte ve tüm yerleşim dokusunun sürecine ait izler yerinde görülebilmektedir.

alt

Resim 1: Kadıkulesi Tepesindeki erken sur duvarı köşe kısmı

 

alt

Resim 2: Tiyatro üzerinde bulunan kutsal alan terasının güney duvarı

 

alt

Çizim 1: Yukarı ve aşağı kent sur duvarları ve kapladığı alanlar

 

alt

Çizim 2: Erken Doğu Roma kalıntılarının bulunduğu alanlar

 

alt

Resim 3: Kuzey Şehir Kapısı ve devamındaki Kuzey Sütunlu Cadde (Hellenistik, Roma ve Bizans Dönemi)

 

alt

Resim 4: Roma Hamamı-1, Latrina ve Batı Cadde

 

alt

Resim 5: Kuzey Şehir Kapısı önündeki meydan ve devamındaki Sütunlu Cadde

 

alt

Resim 6: Kuzey Cadde doğu portiğindeki mozaik ve Christogram detayı

 

alt

Resim 7: Batı Cadde başlangıcında bulunan Kilise kalıntısı ve üzerindeki ve mezarlar

 

alt

Resim 8: Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi merkezi köy meydanı

 

alt

Çizim 3: Merkezi köy meydanı planı

 

alt

Çizim 4: Merkezi köy meydanından çizim (Çizim A. Erkuş)

 

alt

Resim 9: Osmanlı Dönemi taş döşeli yol, kahvehane ve evler

 

alt

Resim 10: Şaban Ağa Cami önündeki sadaka taşı ve arkada Şaban Ağa sandukası ile cami girişi

 

alt

Resim 11: Adnan Menderes Dönemi, 15.04.1954 tarihli köy meydanı çeşmesi

 

 


[1] Prof. Dr. Bilal SÖĞÜT, Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Denizli/TÜRKİYE (bsogut@pau.edu.tr)

[2] Bu yıl Pamukkale, Selçuk, Adnan Menderes, Ankara, Ahi Evran, Muğla Sıtkı Koçman, Anadolu, Dokuz Eylül, ve Mersin üniversitelerinden Arkeolog, Sanat Tarihçi, Mimar, Epigraf, Kimyager, Zoolog, Botanikçi, Jeolog ve Antropolog öğretim elemanı, uzman ve öğrenciler katkıda bulunmuşlardır.

Ekip üyeleri Prof. Dr. Raşit Urhan, Prof. Dr. Halil Kumsar, Prof. Dr. Olcay Düşen, Doç. Dr. Ahmet Tolga Tek, Doç. Dr. Osman Kunduracı, Doç. Dr. Mehmet Tekocak, Yrd. Doç. Dr. Murat Aydaş, Yrd. Doç. Dr. Saim Cirtil, Yrd. Doç. Dr. M. Altay Atlıhan, Yrd. Doç. Dr. Öncü Başoğlan Avşar, Yrd. Doç. Dr. Ayşegül Koyuncu Okça, Yrd. Doç. Dr. Evin Caner, Dr. Coşkun Daşbacak, Dr. Selda Özgün Cirtil, Dr. Zeliha Gider Büyüközer, Dr. Aytekin Büyüközer, Dr. Hüseyin Köker, Öğr. Gör. Koray Alper, Öğr. Gör. Fatma Şenol, Uzm. Ali Yaşar, Arş. Gör. Tunç Sezgin, Arş. Gör. Banu Yılmaz; Arkeologlar Nihal Durnagölü, Emin Sarıiz, Fatma Aytekin, Hakan Alireisoğlu, Adil Eker, Serdal Mutlu, Fatih Gürsoy; Sanat Tarihçi Nurcan Bahargülü, Süleyman Güven; Ressam Aydın Erkuş; Restorasyon Teknikeri M. Özgür Kesken; Biyologlar Uygar Sarpkaya ve Çağrı Gediz ile Öğrenciler Serap Tulumbacı, Mehmet Toptimur, Mesut Özbek, Tuba Özkan, Büşra Aydın, Öznur Kızılkaya, Hüseyin Bardan, T. Mustafa Doğan, Ebru Nur Çerçi, Gökhan Üvez, Gülşen Uygun, Doğukan Karabulut, Neslihan Uçar, Sinem Büşra Ekinci, Cengiz Emlik, Ramazan Toraman, Kaan Kahraman, Hami Yuluğ, Yeşim Onocak, Gamze Kalender, Hayriye Büşra Solak, Kudret Çiftçi, Hatice Büşra Bolay, Taha Mustafa Doğan, Ömer Işık, Duygu Mutlu, Güncem Akkaş ve Gülser Görkem Tok arazi, depo ve üniversite laboratuvar çalışmalarına katılmışlardır. Ayrıca Bakanlık Temsilcisi olarak Uşak Müzesi’nden Şerif SÖYLER ve Sultan İNCE görev almıştır. Kazıya katılan ve emeği geçen tüm ekip üyelerine tekrar teşekkür ederim.

[3] Çalışmalar Pamukkale Üniversitesi, Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından 2014KRM006 Numaralı “Stratonikeia Augustus Tapınak Terası” adlı proje ile desteklenmiştir. Yakın ilgi ve destekleri için tüm yöneticiler ile idari personele çok teşekkür ederim.

[4] Özellikle kentteki çalışmaları her zaman destekleyen ve bizleri yalnız bırakmayan Muğla Valisi Sayın Amir Çiçek, Muğla ve Yatağan Belediyesi ile EPOS7 ve Başarım Sensin Dernekleri’nin başkan ve Yönetim Kurulu Üyeleri’ne tekrar teşekkür ederim.

[5] Gösterdikleri yakın ilgi ve yaptıkları yardımlarından dolayı Muğla, Milas ve Bodrum Müze Müdürleri ve Uzmanlarına çok teşekkür ederim.

[6] Y. Boysal, “Karia Bölgesinde Yeni Araştırmalar”, Anatolia 11, 1967, 26 ve dipnot 66.

[7] Takvim yazıtının satır başlarındaki ilk harfler, yukarıdan aşağıya doğru, bu takvimi hazırlayanın adını oluşturmaktadır. Bu harfler yan yana getirildiğinde şu cümle ortaya çıkmaktadır: “(Bu takvimi) Stratonikeia’lı Menippos icat etti.” Yazıtın çevirisi, aylar ve bunlar ile ilgili değerlendirmeler için bkz. B. Söğüt, “Stratonikeia 2008 Yılı Çalışmaları”, 31. Kazı Sonuçları Toplantısı-4, 2010, 263-286 içinde M. Aydaş, Bouleuterion Duvarlarındaki Takvim, 278. Ayrıca bkz. Bilal Söğüt, “Stratonikeia’da Hellenistik Dönem Öncesi”, K. Levent Zoroğlu’na Armağan, Ed.: M. Tekocak, İstanbul, 2013, 614-615.

[8] M. Ç. Şahin, Die Inschriften von Stratonikeia I, 1981, no: 1044. M. Ç. Şahin takvim yazıtının en altındaki 1505 tarihinden 100 çıkarılsa bile M.Ö. 1405 yılına ulaşılacağını ifade etmektedir (M. Ç. Şahin, The Inscriptions of Stratonikeia III, IK. 68, 2010, 5, dipnot 49). Sonuçta bu hesaplamaya göre M.Ö. 2. bin ortalarına yakın bir tarih çıkmaktadır.

[9] Stratonikeia ile Lagina arasında, Yarbaşı, Kumyeri ve Tepecik gibi alanlarda Tunç Çağı’na tarihlenen mezarlar tespit edilmiştir. Geniş bilgi için bkz. Y. Boysal, "Lagina Kazıları", 8. Türk Tarih Kongresi-1, 1979, 389-390; O. Kara, “Kumyeri Erken Tunç Çağı Nekropolü’nde Saptanan Kremasyon Uygulaması ve KYM01 Numaralı Mezar”, Stratonikeia Çalışmaları-1, Stratonikeia ve Çevresi Araştırmaları, Ed.: B. Söğüt, İstanbul, 2015, 29-44; A. A. Tırpan, “Son Araştırmalar Işığında Lagina ve Çevresinin Tarihsel Süreci”, Prof. Dr. Ömer Özyiğit’e Armağan, Ed.: E. Okan-C. Atila, İstanbul, 2015, 433, Res. 1-4. Stratonikeia çevresindeki Tunç Çağı Yerleşimleri ile ilgili bölgesel ve bölgeler arası değerlendirmeler için bkz. U. Oğuzhanoğlu, “Stratonikeia Antik Kenti Çevresinde Erken Yerleşim İzleri”, Stratonikeia Çalışmaları-1, Stratonikeia ve Çevresi Araştırmaları, Ed.: B. Söğüt, İstanbul, 2015, 12-19.

[10] Burada Idyma=Utima, Hyllarima=Walarima, Alabanda=Walliwanda, Alinda=Ijalanda, Mylasa=Mutamataşa olarak önerilmiştir. Bu konuda bkz. J. D. Hawkins, “Tarkasnawa King of Mira ‘Tarkondemos’, Boğazköy Sealings and Karabel”, Anatolian Studies 48, 1998, 26-28 ve A. Herda, “ “Karkişa-Karien und die Sogenannte Ionische Migration”, Die Karer und die Anderen, Internationales Kolloquium an der Freien Universität Berlin, 13. bis 15. Oktober 2005, Ed.: F. Rumscheid, Bonn, 2009, 47-48, 54, Abb. 4. Bu konudaki son değerlendirmeler için bkz. Söğüt 2013, 614.

[11] Eserlerin buluntu yeri ve şekli ile ilgili olarak en kesin kayıtlar; bulan kişinin bizzat kendi ifadesinden yararlanarak Y. Boysal’ın düştüğü bu notlardır. Bu konuda bkz. Y. Boysal, “Stratonikeia Nekropolünün Tarihsel Süreci”, Remzi Oğuz Arık Armağanı, Ankara, 1987, 53.

[12] Boysal 1987, 53.

[13]Khrysaoris’in Klasik Dönem öncesindeki, Idrias’ın ise Klasik Dönemdeki ismi olduğu anlaşılmaktadır. Stratonikeia adını almadan önce meydana gelen bu gelişmeler, burada bulunan arkeolojik kalıntılar ile antik yazarların verdiği bilgilerin aynı doğrultuda olduğunu ve birbirini desteklediğini ortaya koymaktadır. Strabonda geçen bilgiler için bkz. Strabon XIV, II, 25. Chrysaorios‘un (ya da Chrysaoreios) nitelemesi genellikle Stratonikeia yazıtlarından da bilinmektedir (Şahin 2010, 5). Bu ismin Chrysaoris olarak kullanımı ve Hiera Kome ile ilişkileri konusundaki değerlendirmeler için bkz. Şahin 2010, 4-6. Ayrıca, Zeus Khrysaoreus Tapınağı’nın duvarlarına ait yazıtlar Stratonikeia kenti içinde bulunmuş olup, M. Ç. Şahin’in de düşündüğü gibi bu kutsal alan kentin içinde ya da çok yakınında olmalıdır (Şahin 2010, 5). M. Aydaş ise öncesinde kentin adının Khrysaoris olduğunu ve bunun M.Ö. 484 yılından sonra değiştiğini belirtmektedir. Bu konudaki değerlendirmeleri için bkz. Aydaş 2015, 75-77.

[14] Yukarı şehir surları A. A. Tırpan tarafından Hellenistik Dönem öncesi yapıları olarak değerlendirilmiştir. Buna bağlı olarak bu duvarlar çoğunlukla M.Ö. 5-4. yy örnekleri ile karşılaştırılmış ve bunlara göre tarihlendirme yapılmıştır (A. A. Tırpan, "Stratonikeia Şehir ve Sur Planı", Selçuk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Edebiyat Dergisi 5, 1990, 219-221, Res. 2-8). Ancak yukarı şehir surlarının tamiratlar haricinde tamamı Klasik Dönem öncesine ait olmalıdır.

[15] İ. Hakan Mert, “Der Theater-Tempelkomplex von Stratonikeia”, Haz.: C. Berns-H. von Hesberg-L. Vandeput-M. Waelkens, Patrius und Imperium, Bulletin Antieke Beschaving, Annual Papers on Classical Archaeology Supplement 8, Leuven-Paris, Dudley, 2002, 187-203.

[16] Salbakos Dağı çevresinde bulunan ve Hellenistik Dönemde adları değiştirilen kentlerdeki imar faaliyetleri ile ilgili değerlendirmeler için bkz. B. Söğüt, “Antik Dönemde Salbakos Dağı ve Kalıntıları”, Uluslararası Denizli ve Çevresi Tarih ve Kültür Sempozyumu Bildirileri-2, (Denizli 6-8 Eylül 2006), Ed.: A. Özçelik vd., 2007, 20-21.

[17] Sadece Büyük Menderes’ten Gökova Körfezi’ne inen yol üzerinde Alabanda-Antiokheia, Hekatesia-Stratonikeia, Mobolla-Laodikeia olarak değiştirilmiştir. Bu yol güzergahının Hititler Dönemi’nden itibaren önemli olduğu ve Osmanlı Dönemi’nde Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos seferinde bu yolu kullandığı bilinmektedir. Bu yolun Muğla ili sınırlarındaki kısımlarında bulunan antik yerleşimler ve yol ile ilgili değerlendirmeler için bkz. B. Söğüt, “Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos Seferi Güzergâhındaki Antik Yerleşimler Üzerine Genel Bir Değerlendirme”, Kanuni Sultan Süleyman Muğla’da, Muğla, 2017, Baskıda.

[18] M.Ö. 100 yılları ve hemen sonrasına tarihlenen bu bölgedeki en anıtsal yapı ise Lagina Hekate Tapınağı’dır. Bu bir tapınak olmakla birlikte, tamamen politik amaçlı inşa edilen bir yapı olduğu anlaşılmaktadır.

[19] Bu yazıtların çevrisi ve değerlendirmeleri için bkz. Aydaş 2015, 75.

[20] Bu dönemde yoğun görülmeye başlayan imar faaliyetlerine, kazısı yapılan pek çok kentte rastlamak mümkündür. Son yıllarda ortaya çıkarılan yapıların fazlalığına bağlı olarak, Laodikeia’da önemli tespitler yapılmıştır. Bu konuda bkz. C. Şimşek, Laodikeia (Laodikeia ad Lycum), İstanbul, 2007, 267. Bu dönemdeki yapısal değişimler Tapınak A’da yapılan çalışmalarda daha açık olarak, yapılan kazılar ile ortaya konulmuştur (Şimşek 2007, 232-235, Res. 81c, 82a). Ayrıca Laodikeia kentinde Hıristiyanlık ve bulunan kiliseleri ile ilgili mimari ve küçük buluntu tespiti ve değerlendirmeleri için bkz. C. Şimşek, Kutsal Kent Laodikeia’nın Kiliseleri, İstanbul, 2012.

[21] Burada yapılan çalışmalarda M.S. 5. yy’a tarihlenen portreler bulunmuştur. Çeşmenin Antoninler Dönemi’ne tarihlenen ilk evresiyle ilgili olmayan bu portrelerin, su sistemiyle ilgili yapısal değişiklikleri finanse eden aileye ait olabileceği düşünülmektedir (R. Özgan-D. Stutzinger, “Untersuchungen zur Porträplastik des 5. Jhr. n. Chr. Anhand Zweier neugefundener Porträts aus Stratonikeia”, Istanbuler Mitteilungen 35, 1985, 237-274; R. Özgan, “Stratonikeia Şehir Kapısı Yontu Buluntuları”, V. Araştırma Sonuçları Toplantısı-1, 1987, 266; R. Özgan, Die Skulpturen von Stratonikeia, Asia Minor Studien 32, Bonn, 1999, 134-136, Taf. 46a-d, 47a-d). Yazıtlardan da bu portrelerin Apollinarios ve eşine ait olduğu tespit edilmiştir (Şahin 2010, 65-66). Bu alandaki yeni düzenlemeler ve imar faaliyetleri mozaik döşeme ile birlikte havuzun su sistemindeki değişikliklerin yapıldığı dönemde gerçekleştirilmiş olmalıdır (Söğüt 2010, 269).

[22] B. Söğüt-F. Aytekin, “Stratonikeia Kuzey Sütunlu Cadde Doğu Portik Mozaiği”, Yrd. Doç. Dr. Barış Salman’a Armağan, 2017, baskıda. Buradaki mozaiklerin korunma ve onarım çalışmaları ile ilgili değerlendirmeler için bkz. A. Yaşar, “Stratonikeia Doğu Portik Taban Mozaiklerinin Mevcut Korunma Durumu ve Konservasyonuna Yönelik Öneriler”, Stratonikeia Çalışmaları-1, Stratonikeia ve Çevresi Araştırmaları, Ed.: B. Söğüt, İstanbul, 2015, 265-276.

[23] Buradaki düzenlemelerin önemi ve bu konudaki değerlendirmeler için bkz. B. Söğüt, “Stratonikeia’daki Koruma Uygulamalarından Örnekler”, Prof. Dr. Ömer Özyiğit’e Armağan, Ed.: E. Okan-C. Atila, İstanbul, 2015, 381-383, Res. 2-4.

[24] G. K. Öztaşkın, “Stratonikeia Kenti Bizans Dönemi Liturjik Taş Eserleri”, Ed.: B. Söğüt, Stratonikeia Çalışmaları-1, Stratonikeia ve Çevresi Araştırmaları, İstanbul, 2015, 159-174.

[25] M. Çetin Şahin, Die Inschriften von Stratonikeia, IK. 22.2, 1990, no: 1387; Şahin 2010, 66-67, no: 1530; M. Aydaş, “Epigrafya Çalışmaları”, 278: Söğüt, “Stratonikeia 2008 Çalışmaları”, 31. Kazı Sonuçları Toplantısı-4, 2010, 263-286 içinde.

[26] Yapılan kazılar esnasında, Lagina Hekate Kutsal Alanı’nda tapınak ile altar arasında inşa edilen kilisede; farklı dönemlere tarihlenen mimari elemanlar arasında, Roma İmparatorluk Dönemi’ne ait heykel ve Hellenistik Döneme tarihlenen kabartmaların duvar taşı olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu uygulamaları tam anlamıyla “Erken Doğu Roma Dönemi Toplamacılığı” olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır.

[27] M. Öztaşkın, “Stratonikeia Bizans Dönemi Cam Buluntuları”, Ed.: B. Söğüt, Stratonikeia Çalışmaları-1, Stratonikeia ve Çevresi Araştırmaları, İstanbul, 2015, 175-188.

[28] Son yıllarda yapılan araştırmalarda bu dönemler ile ilgili her geçen gün daha çok veriye ulaşılmaktadır. Böylelikle daha önceden buluntu azlığı nedeniyle yeterli olmayan değerlendirmelerin, daha kesin sonuçlar vereceği anlaşılmaktadır. B. Duman, Tripolis antik kentinde yaşayanların büyük bir kısmının, bu dönemdeki Sasani Saldırıları nedeniyle kenti tamamen terk ederek, buranın yaklaşık 5 km kuzeyindeki daha güvenli bir yer olan Direbol’a taşındıklarını düşünmektedir. Bu konuda bkz. B. Duman, “Son Arkeolojik Araştırmalar ve Yeni Bulgular Işığında Tripolis ad Maeandrum”, Cedrus 1, 2013, 184. Ayrıca A. T. Tek’in  M.S. 622-623 yıllarındaki Sasani saldırıları hakkında, sikkeler ışığında yaptığı Pamphylia Bölgesi’ndeki Side, Perge ve Sillyon gibi kentler hakkındaki değerlendirmesi için bkz. A. T. Tek, Side Sikke Buluntuları Işığında MS 622/3’de Pamphylia’ya “Olası” Bir Sasani Saldırısı”, Colloquium Anatolicum 14, 2015, 120-135.

[29] Kuzey Sütunlu Cadde kenarında bulunan Doğu Roma Mezarları için bkz. Söğüt 2010, 271, Res. 11. Yine aynı yerde Erken Doğu Roma mozaiği tahrip edilerek yapılan bir gömü de tespit edilmiştir (B. Söğüt, “Stratonikeia 2013 Yılı Çalışmaları”, 36. Kazı Sonuçları Toplantısı-3, 2015, 597-622 içinde A. Yaşar, “3 Mozaik Koruma ve Onarım Çalışmaları”, 608, Res. 9).

[30] Burada özellikle M.S. 12. yy’a ait güçlü bir dönemin varlığı dikkati çekmektedir. Bulunan sikkelerin çoğunluğu bu yüzyıla tarihlenmiştir. Değerlendirmeler için bkz. Tırpan 2015, 437.

[31] A. Baş, “Eskihisar’daki Türk Devri Yapıları”, Vakıflar Dergisi 22, Ankara, 1991, 365-382.

[32] Bu sikke Doğu Roma Dönemi’ne ait yerleşim ve atölyelerin olduğu bir alanda, tahribat tabakasında bulunmuştur. Sikke hakkında geniş bilgi için bkz. Cirtil, “Muğla-Yatağan Tepecik Kazısı Türk Dönemi Buluntuları 2007”, 12. Ortaçağ-Türk Dönemi Kazıları ve Sanat Tarihi Sempozyumu, 15-17 Ekim 2008, Çanakkale, Ed.: A. O. Uysal vd., İzmir, 2010a, 97. Tırpan 2015, 437-438.

[33] Bu sikke Türk Dönemi yerleşimi içinde bulunmuştur. Sikke için bkz. Cirtil 2010a, 96.

[34] Baş 1991, 265.

[35] Burada ele geçen buluntular ve bunlar ile ilgili değerlendirmeler için bkz. A. A. Tırpan-B. Söğüt, "Lagina ve Börükçü 2006 Yılı Çalışmaları", 29. Kazı Sonuçları Toplantısı-3, 2008, 399-400, Res. 12-13; S. Cirtil, “Muğla-Yatağan Börükçü Kazısı Türk Dönemi Buluntuları”, 11. Ortaçağ-Türk Dönemi Kazı Sonuçları ve Sanat Tarihi Sempozyumu, 17-19 Ekim 2007, Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Yayın No:8, İzmir, 2009, 117-125; Cirtil 2010a, 93-102; S. Cirtil, Fatih Sultan Mehmed (Mehmed the Conqueror) Coins found in Muğla Yatağan Tepecik Excavation”, Proceedings of the International Symposium, “Trade and Production Through the Ages”, Konya, 25-28 November 2008, Ed.: E. Doksanaltı-E. Aslan, Konya, 2010b, 19-32.

[36] Hamamda kitabe bulunmamış olmakla birlikte, tespit edilen mimari özellikler ve buranın kazısında ele geçen seramiklerin başlangıç tarihi için M.S. 14. yy önerilmektedir. Bu konuda bkz. Baş 1991, 368. Ele geçen sikkeler ise M.S. 15. yy’a tarihlenmektedir. Hamam kazıları ile ilgili değerlendirmeler için bkz. B. Söğüt, “Stratonikeia 2009 Yılı Çalışmaları”, 32. Kazı Sonuçları Toplantısı-4, 2011, 194-211 içinde, S. Cirtil, “8 Türk Hamamı Kazısı”, 204, Res. 11, Çiz. 4.

[37] Beylikler ve Erken Osmanlı Dönemi için bu iki yapının burada yalnız olmadığını düşünüyorum. Gelecek yıllarda Selçuk Hamamı’nın doğu ve güney bölümünde yapılacak kazılarda, bu yapıları tamamlayan aynı dönemden başka yapıların da bulunacağını ümit ediyorum.

[38] Batıdaki Merkezi Köy Meydanı dışında, Eskihisar’ın doğuya doğru yayılan yerleşimi içinde batıdakinden daha küçük, birisinde bir mescit, dükkanlar ve kahvenin de olduğu düşünülen en az 3 meydan alanının varlığı bilinmektedir.

[39] Stratonikeia müze bekçileri tarafından tutulan kayıtlara göre bu depremde;  Eskihisar köyünde her hangi bir can kaybı olmamış ve sadece bazı binalarda çatlamalar oluşmuştur.

[40] Köylülerin anlattıklarına göre, buradan ayrılan en az 4 ailenin aynı yere gitmesi durumunda, devlet tarafından traktör teşvikinin verildiği bilinmektedir.

Kayıtlı Kullanıcı