TPL_x_LANG_MOBILE_MENU
Login

2009 Yılı Çalışmaları

e-Posta Yazdır PDF

Kuzey Şehir Kapısı ve Cadde

Kuzey Şehir Kapısı ve Caddede bu yıl çalışmalar ot temizliği, blok tasnifi ve kazı çalışmaları olarak üç kısımda yapılmıştır. Büyük ölçüde kazısı tamamlanan Kuzey Şehir Kapısı’nın düştüğü şekliyle bulunan mimari bloklar tasnif edilmiştir. Bir önceki sezonda kazısına başlanmış olan Kuzey Caddede çalışmalar geçen yıl bırakılan noktadan güneye doğru ilerletilmiştir. Kuzey Şehir Kapısı ve Çeşme Anıtı kompleksine ait yıkılarak düştüğü yerde bulunan mimari blokların çizimi ve fotoğraflama çalışmaları tamamlandıktan sonra bu bloklar vinç yardımı ile kapının kuzeyindeki toprak  dökülerek düzleştirilmiş alana taşınarak tasnif edilmiştir. Böylelikle kapı ve çeşme yapısının kalıntısı tam olarak ortaya çıkarılmıştır. Bu yılki çalışma döneminde Kuzey Cadde’nin toplam 55 metrelik bölümü kazılarak ortaya çıkarılmıştır. Cadde 8,70 m genişliğinde ve her iki tarafında iki basamakla çıkılan orijinali Hellenistik Döneme ait portik stylobatı bulunmaktadır. Caddenin her iki kenarındaki portik peristasisi Roma Dönemi’nde M.S. 139 depremi sonrasında inşa edilmiş olmalıdır. Erken Bizans Dönemi’ndeki depremle önceki peristasis yıkıldıktan sonra muhtemelen M.S. 6. yüzyılda bir kısmı Roma Dönemi Portiği’ne ait olan kaideler de kullanılarak, başka yerden getirilen Dorik sütun ve üst yapı elemanları ile yeni portik düzenlemesinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu son düzenlemenin yıkılmasından sonra düşen mimari bloklar ve portik mozaiklerin üstü seviyesine Geç Bizans Dönemi’ne ait sivil yapıların inşa edildiği belirlenmiştir. Bu son dönem ile ilgili bir ev planı tam olarak çıkarılabilmiştir.

Cadde zemini üzerine düştüğü şekliyle bulunan sütun tamburları, dor başlıkları, arşitrav, triglif-metop ve geison-sima blokları çizimde birleştirildiğinde Batı Portiğin en son düzenlemesinin Bizans Dönemi’nde Dor düzeninde olduğu anlaşılmıştır. Dor düzeninde kullanılan Batı Portiğin sütunlarının altında farklı yüksekliklerde postamentler kullanılarak kaide uygulandığı düştüğü şekliyle bulunan üst yapı ve taşıyıcı sütunlardan anlaşılmaktadır.

Kuzey Caddede güneye doğru ilerletilen çalışmalarda doğu portik tarafında aşamalı olarak bulduğumuz dörtgen mekânların bir konut planı oluşturduğu anlaşılmış ve kompleks 1 adı verilmiştir. Burası 1, 4, 5, 7, 9 ve 10 numaralı mekanlardan oluşan altı odalı bir konut mimarisi özelliği göstermektedir. Özellikle mekan 1’de bir tabaka olarak tespit etmiş olduğumuz kiremitler, Batı Portik mekan 2’deki tespit ettiğimiz aziz figürlü kiremitle tamamen örtüşmekte ve M.S. 11-12.  yüzyıl Bizans Dönemi’ne tarihlenmektedir. Ele geçen sikkelerden de mekanlar M.S. 11-12.  yüzyıla tarihlenmektedir.

Portiklerin, Erken Bizans Dönemi’nde kullanım gördüğünü kanıtlayan 2 tane Ampullea ile bir Amphora bulunmuştur. Caddenin mermer zeminine çok yakın bir kodda bulunan altın I. Aleksios ( M.S. 1081–1118) sikkesi bize cadde zeminin en son kullanımının M.S. 11. yüzyılın sonları M.S. 12. yüzyılın başları olduğunu göstermektedir. Portiklerin üzerine inşa edilen Bizans mekânları ise caddenin portiklerinin tamamen yıkılmasından sonra muhtemelen M.S. 13.  yüzyıla kadar kullanılmış olduğunu göstermektedir.

 

Kuzey Bazilika Çalışmaları

Kuzey Bazilika, Kuzey Şehir Kapısı’nın doğu girişi güneyine inşa edilmiştir. Erken Bizans Dönemi’nde bazilika konumlandırılırken mevcut meydan düzenlemesi daraltılmış ve kapının giriş açıklıklarından doğudaki kapatılarak bazilikanın nartheksinin kuzey sınırını oluşturmuştur. Aynı şekilde kapının doğusunda devam eden sur duvarı da bazilikanın kuzey duvarı olarak kullanılmıştır.

Daha önce yapılan kazılarda kuzey nefin büyük bir bölümü ve mermer döşeme zemini +502,52 m kod seviyesinde açığa çıkartılmıştı. 2009 yılı kazı çalışmaları bazilikanın kuzey nefinin doğusunda başlanmıştır. Yapılan çalışmalarda nefin doğu ucunda dört mekândan oluşan bir düzenleme tespit edilmiştir. Mekân 1 duvarlarında görülen künk sistemiyle toplanan suların Mekân 2 içerisinde toplandıktan sonra sur duvarı üzerine açılan kanal sayesinde dışarıya akıtıldığı görülmektedir. Ancak bu sistemin hangi amaçla yapıldığı anlaşılamamıştır. Bu düzenlemeler bazilikanın bir sebepten işlev dışı kaldığını göstermektedir. Bu durum olasılıkla M.S. 7. yüzyıl sonrasında bölgedeki tüm kentlerde karşılaşılan nüfus azalması neticesinde meydana gelmiş olmalıdır.

Kazı çalışmalarıyla bazilikanın kuzey sınırını oluşturan sur duvarının doğusu da açığa çıkarılmıştır. Bu alanda sur duvarının 2,50 m genişliğinde olduğu saptanmıştır. Sur duvarında Geç Antik Dönem’de tamirat yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu tamirat tüm bölgeyi ve kenti büyük ölçüde etkileyen M.S. 365 depreminden sonra olmalıdır. Sur duvarı içerisinde Roma Dönemi’ne ait üç mezar altarı, bir osthetek ve bir arşitrav-friz bloğu bulunmuştur.

 

Roma Hamamı

Bulunan yazıtlara göre Stratonikeia’da Roma Dönemi’nde birden fazla hamamın olduğu bilinmektedir. Kalıntısı bilinen 2 hamam bulunmaktadır. Kentin kuzeybatısına yakın bir yerde, gymnasion ile bouleuterion arasında kalan insulalar üzerine “Roma Hamamı-1” olarak isimlendirilen bu yapı inşa edilmiştir. 2009 yılında ilk defa genel temizlik çalışmalarına başlanılan yapının duvarlarında dörtgen ve düzensiz kenarlı kireç taşı bloklar kullanılmıştır. Dış cephe duvarlarda düzgün yüzeyli taşlar,  nispeten önemsiz duvarlarda ve duvar aralarında moloz taşlar kullanılmıştır. Opus caementicum’un yerel bir uygulaması olan bu teknik (harçlı moloz)  Karia, Lykia ve Pisidia’da yaygın olarak uygulanmıştır. Yapının mekanları arasındaki bağlantılar kemerli geçişlerle sağlanmaktadı. Kemerin üzerine binen yükü dağıtmak amacıyla sağır kemerler kullanılmıştır. 

Roma Hamamı-1 yapı bloğu kuzey-güney, odalar ise simetrik ve birbirine paralel olarak doğu-batı doğrultulu yerleştirilmiştir. Sıcak mekanlar yapı bloğunun güneyinde soğuk mekanlar ise kuzeyinde yer almaktadır.

Kuzeyde palestra olarak tanımlayabileceğimiz bir alan bulunmaktadır. Palestranın güneyinde nişler yer almaktadır. Nişler 5 m genişlik ve 1 m derinliğe sahip olup içleri tamamıyla moloz taşlarla doldurulmuş durumdadır. Benzer nişler Hierapolis, Aphrodisias ve Laodikeia hamamlarında da bulunmaktadır. Hierapolis ve Laodikeia hamamlarında bulunan nişler daha derin bir yapıya sahip olmalarına karşın Stratonikeia Hamamı’nda derinlik fazla değildir. Sıcak bölümler ile soğuk bölümler arasında bağlantıyı batı ve orta aksta yıkanma nişi şeklinde düzenlenmiş girişler sağlamaktadır.

Hamamın orta kısmına ait mekanların bir bölümünün üst kısmı, 19 ve 20. yüzyıla ait sivil yapılar ile yol inşa edilirken tahrip edilmiştir. Köy meydanından başlayan bu yol Osmanlı Dönemi’ne ait ulaşım ve gezi yollarının en önemlilerinden birini oluşturmaktadır.

Karia geleneğinde kendini gösteren simetrik plan ve palestra ile hamam biriminin aynı aks üzerinde yer alması,  Roma Hamamı-1 yapısında karşımıza çıkar. Plan düzenlemesi olarak benzer özellikleri kazı ve araştırmaları yapılmış Karia’da Aphrodisias, Phrygia’da Hierapolis ve Laodikeia hamamlarında da görmekteyiz. Stratonikeia Roma Hamamı-1’de kazı çalışmaları yapılmadığı için kesin tarihlemeyi sağlayacak arkeolojik bir bulguya henüz rastlanılmamıştır. Plan özellikleri bakımından benzerlikler tespit ettiğimiz M.S. 2 yüzyıla ait Aphrodisias, Hierapolis ve Laodikeia hamamları ile çağdaş olduğu düşünülmektedir.

 

Türk Hamamı Kazısı

Antik kentin kuzeybatısına yakın yerdeki köy meydanında Şaban Ağa Cami’nin güneyinde yer alan ve halk arasında Selçuk Hamamı olarak bilinen Türk Hamamı’nda 1982 yılında kısa süreli bir temizlik yapılmıştır. Bu çalışma sonucunda hamamın kısa tanıtımı ve soyunmalığın bir bölümünün bulunmadığı bir planı yayınlanmıştır. Burada yapılan kazılar hamamın tam bir planının çıkarılması ve tarihinin belirlemesine yöneliktir.

Hamamın aralık bölümü haricindeki tüm mekânların üst örtüsünün yıkılmış, mekanları toprak ve molozla dolmuştu. Soğukluk, su deposu ve traşlığın duvarlarının bir bölümü yıkılmış ve tıraşlığın doğu duvarının bir kısmı daha sonradan kuru duvar şeklinde örülmüş, yapının üst örtüsü, mekanları ve su deposunu bitki ve ağaçlar kaplanmıştı.

Bu yıl hamamda temizlik çalışmalarının ardından hamamın doğu duvarı boyunca birikmiş toprak yığınını kaldırılmıştır. Toprağın kaldırılması sırasında karışık şekilde Osmanlı Son Dönemi’nden 1255/1839 tarihli 5 paralık bakır Abdülmecid, 1327/1909 tarihli 5 paralık nikel Reşad ile Cumhuriyet Dönemi’nin bronz 10 kuruşlık paraları bulunmuştur.

Su deposunun ağaç, toprak ve moloz dolgu kaldırılarak 4,15x2,60 m ölçülerinde dikdörtgen zeminin ortasında üstten alta kademelenerek daralan 1,40 m çapında kazan boşluğu belirlenmiştir. Su deposunun zemini ve duvar yüzeylerinin kireç ve tuğla kırıklarından oluşan harç ile yalıtıldığı görülmüştür. Hamama sıcak su dağıtımının yapıldığı sıcaklık ve ılıklık (soğukluk) bölümlerine birer künk çıkışı tespit edilmiştir. Su deposunun doğusunda yapılan çalışmalarla ocağın zeminine kadar inilmiştir. Ocak ve kazan boşluğundan cehennemliği doldurulan dolgu boşaltılmıştır. Cehennemlik sıcaklığa iki, ılıklığa bir olmak üzere üç cehennemlik kanalı ile bağlanmaktadır.

Hamamın batısında soyunmalık bölümü bulunmakta ve soyunmalığın batısında ize büyük bir bölümünü kaplayan 1952 yılında inşa edilmiş ev bulunmaktadır. Soyunmalığın evden kalan boşluğunda yapılan kazı çalışmalarında soyunmalığa kuzeyden bir girişi olduğu ve duvarlar boyunca uzanan sekiler ortaya çıkarılmıştır. Mevcut sekilere açılmış üç niş bulunmaktadır. Soyunmalığın zemininin kalan izlerden kayrak taşları ile kaplı olduğu anlaşılmaktadır. Bu çalışmalar sırasında şadırvana ait olabilecek mermer fıskiye parçaları ele geçmiştir. Soyunmalığın üzerinde ev bulunan bölümünün dışındaki kazılma imkanı bulunan bölümlerinin kazısı sırasında hamamın tarihini tespit edecek seramik parçaları ve sikkeler bulunmuştur. Sikkeler seki nişlerinde ve giriş yakınında ele geçmiştir. Sikke buluntularından hamamı 15.yüzyıl ortalarına tarihlemek mümkündür.

Hamamın, soyunmalığın evin altında kalan duvarları takip edilebildiği kadarı ile tahmini planı çizilebilmiştir. Soyunmalığın tam olarak belirlenebilmesi için üzerindeki evin kaldırılması gereklidir.

Kadıkulesi Tepesi

Kadıkulesi Tepesi, Stratonikeia Antik Kenti’nin güney kesiminde, Yatağan-Milas karayolunun güneyinde,  yüksek bir konumda yer almaktadır. Kentin akropol kesimini oluşturan bu alanda daha önce 1981-82 yıllarında Prof. Dr. A. A. Tırpan tarafından sur duvarlarının planını çıkarmak için inceleme ve çizim çalışmaları yürütülmüştür. Bu çalışmalarda, tepe üzerinde yer alan ve kenti güney yönden sınırlayan doğu-batı doğrultulu sur duvarı çizilip mimari özellikleri tanımlanmış ve bunların M.Ö. 5-4. yüzyıla tarihlenen örneklerle olan benzerliklerine dikkat çekilmiştir.

Sur içerisinde herhangi bir yapılaşma olup olmadığını anlamak için bu yılki iki ayrı sondaj çalışmasında herhangi bir mimari kalıntıya rastlanmamıştır. Bunun sebebi, olasılıkla seyrek ve zayıf olan mimari dokunun, tepenin dik yamacı ve orman faaliyetleri sonucu tahrip edilmiş olmasıdır. İki sondaj içerisinde de ana kayaya ulaşılmış ve tepeyi oluşturan kayalık zeminin, surun yapımında kullanılan şistten oluştuğu görülmüştür. Açılan surda yapı taşı olarak kullanılan şist malzemenin, başka bir yerden taşınarak değil, tepe üzerindeki taş ocaklarından kesilerek inşa malzemesi olarak seçildiği anlaşılabilmektedir. Bunun dışında, sur boyunca yer yer mermer, düz kenarlı, kabarık yüzeyli, kaba yonulu taşlarla yapılan tadilatlar da görülmektedir. Görülen kalıntılar, surun en az üç evreli bir kullanımının olduğunu net olarak ortaya koymaktadır.

 

Yeldeğirmen Tepe

Antik kentin kuş uçumu 600 m batısında, yeni açılacak olan Yatağan-Milas Karayolu’nun yapımı esnasında Yeldeğirmen Tepe üzerindeki kalıntıların durumunun belirlenmesi amacıyla çalışma başlatılmıştı. Burada defineciler tarafından açılmış bir lahit mezar tespit edildi. Çalışmalar sonucunda toplam 3 adet mezar ve 2 adet sondaj kazısı yapıldı.

Mezarlardan birisi (09YDTM01) daha önce defineciler tarafından açıldığı için kapak taşlarından sadece birisi in situ olarak durmaktaydı. Mezar mermer plaka tekne tipinde olup, doğu-batı doğrultulu yerleştirilmiştir. Mezarda yapılan çalışmalarda iskelete ait birkaç parça kırık kol ve bacak kemiğine ait parçalar bulunmuştur. Mezarın dışında, kapak taşına bitişik olarak bulunan ve M.Ö. 190-160 yıllarına tarihlenen pişmiş toprak tek kulplu testi,  mezarın kapağı kapatıldıktan sonra mezarın dışına bırakılan hediyedir.

İkinci mezar 09YDTM01 numaralı mezarın kuzeyinde doğu-batı yönlü, lahit (tekne) mezar tipindedir. Mezarda yapılan çalışmalarda 3 gömü ve 7 iskelet tespit edilmiştir. Mezarda pişmiş toprak ve cam olmak üzere toplam 3 adet eser bulunmuştur. 09YDTM02- PT01 ve PT02 numaralı olpeler astarları ve tiplerine göre Geç Hellenistik Dönem’e tarihlenmektedir. 09YDTM02-C01 numaralı cam unguentarium ise torba gövdeli formu ile M.S. 1- 2. yüzyıla tarihlenmektedir. Böylelikle mezara M.Ö. 1 ve M.S. 1. yüzyılda iki farklı gömü yapılmış olabilir.

Üçüncü mezar, 09YDTM01 numaralı mezarın güneyinde, doğu-batı yönlü, lahit mezar tipindedir. Kremasyon gömüye ait kemikler mezar içinde dağınık bir durumda ele geçmiştir. Ayrıca mezar içinde urne kabı olarak kullanılan tek kulplu testi içinde kemikler bulunmuştur.  Mezarda Erken İmparatorluk Dönemi’ne tarihlenen pişmiş topraktan tek kulplu testi (09YDTM03- PT01) ve unguentarium (09YDTM03-PT02) ile iki adet bronz sikke (09YDTM03- S01-S02) bulunmuştur. Mezarda bulunan bronz sikkeler aşırı derecede korozyona uğramış olmakla birlikte pişmiş toprak eserlere göre mezarın Erken İmparatorluk Dönemi’ne ait olduğu anlaşılmaktadır.

Mezarların haricinde yapılan yüzey araştırmaları ve sondaj kazıları yerleşimin tarihi süreci ile ilgili daha farklı buluntular sunmuştur. Tepenin kuzeyindeki Leleg Tipi duvar, yüzey araştırmasında tepe üzerinde bulunan fikellura tekniğinde yapılan seramik, Korinth tipi çatı kiremidine ait kalypter ve stroter parçaları ile M.Ö. 4-3 yüzyıla tarihlenen sikke, M.Ö. 1-M.S. 1. yüzyıla tarihlenen unguenterium ve kandil buluntuları buradaki yerleşimin sürekli olduğunu göstermektedir. Mezarlar bu süreç içinde son döneme rastlamaktadır.

Böylelikle elde edilen verilere göre Yeldeğirmen Tepesi’nde elde edilen buluntular ışığında bu alanın en azından kesinlikle Arkaik Dönem’de kullanılmış olduğu, Klasik, Hellenistik ve Erken Roma İmparatorluk Dönemi’nde de buradaki yaşamın devam ettiği anlaşılmaktadır.

 

Kayıtlı Kullanıcı